PHPWord

 

 

حُكْمُ السِّحْرِ وَالكِهَانَةِ

وَمَا يَتَعَلَّقُ بِهَا

 

Büyü, Kâhinlik ve Bunlarla İlgili Hususların Hükmü 

 

 

 

لِسَمَاحَةِ الشَّيْخِ العَلَّامَةِ

عَبْدِ العَزِيزِ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ بَازٍ

رَحِمَهُ اللهُ

 

Yazar: Değerli Şeyh

Abdülazîz b. Abdillâh b. Bâz

 

 

 

 


بِسْمِ اللهِ الرَّحمَنِ الرَّحِيمِ

Dokuzuncu Risale:

Büyü, Kâhinlik ve Bunlarla İlgili Hususların Hükmü1

Hamt yalnızca Allah’a mahsustur. Salat ve selam kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olan (Muhammed) -sallallahu aleyhi ve sellem-'in üzerine olsun. Bunların ardından:

Son zamanlarda, kendilerine doktorluk iddiasında bulunan ve büyü veya kâhinlik yoluyla tedavi uygulayan şarlatanların sayısının artması, bunların bazı ülkelerde yaygınlaşması ve çoğunluğu cahil olan saf insanları istismar etmeleri karşısında, Allah'a ve kullarına bir nasihat olarak, bunun İslam ve Müslümanlar için ne kadar büyük bir tehlike arz ettiğini anlatmam gerektiğini gördüm. Allah Teâlâ'dan başkasına bağlanmak, O'nun emrine ve Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrine karşı gelmek demektir.

Diyorum ki, Allah Teâlâ'dan yardım dileyerek tedavi olmak caizdir. Bir Müslüman, hastalığını teşhis etmeleri ve tıp ilminde bilinen dine göre kullanılması caiz olan ilaçlarla tedavi olabilmek için dahiliye, cerrahi, nöroloji veya benzeri bir doktora gidebilir. Çünkü bu, normal olan sebeplere sarılmak babındandır. Allah'a tevekkül etmekle çelişmez. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- hastalığı ve onunla birlikte şifasını da indirmiştir. Bunu bilenler bilir ve bundan habersiz olanlar da bilmezler. Ancak Allah -Subhânehû ve Teâlâ-, haram kıldığı şeylerde kullarının şifasını yaratmamıştır.

Bir hastanın, hastalığını öğrenmek için gaybı bildiklerini iddia eden kâhinlere gitmesi caiz olmadığı gibi, onların söylediklerine inanması da caiz değildir. Çünkü onlar istedikleri şeyin olması için cinlerden yardım isterler, gaybî kehanetlerde bulunurlar veya cinleri çağırırlar. Onların durumu gaybı bildiklerini iddia etmeleri sebebiyle küfür ve dalalettir.

Müslim Sahih'inde rivayet ettiğine göre: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

«مَنْ أَتَى عَرَّافًا فَسَأَلَهُ عَنْ شَيْءٍ، لَمْ تُقْبَلْ لَهُ صَلَاةٌ أَرْبَعِينَ يَوْمًا».

«Kim bir medyuma gider ve ona bir şey sorarsa; kırk gün kıldığı namazı kabul olmaz.»

Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

«مَنْ أَتَى كَاهِنًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ، فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ ﷺ».

«Kim, kâhine ya da falcıya gidip söylediklerini tasdik ederse, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e indirileni inkâr etmiş olur.» Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği, dört sünen kitabında yer alan ve Hâkim'in Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sahih olarak rivayet ettiği hadisin lafzı şu şekildedir:

«مَنْ أَتَى عَرَّافًا أَوْ كَاهِنًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ، فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ ﷺ».

«Kim, kâhine ya da falcıya gidip söylediklerini tasdik ederse, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e indirileni inkâr etmiş olur.»

İmrân b. Husayn -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

«لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَطَيَّرَ أَوْ تُطُيِّرَ لَهُ، أَوْ تَكَهَّنَ أَوْ تُكُهِّنَ لَهُ، أَوْ سَحَرَ أَوْ سُحِرَ لَهُ، وَمَنْ أَتَى كَاهِنًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ، فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ ﷺ».

«Kim bir şeyde uğursuzluğa bakınır (bizzat arar) veya kendisi için uğursuzluk getirecek şeyi bulması için başkasına baktırırsa; kim kehanette bulunur veya kendisi hakkında kehanet dilerse ve kim büyü yapar veya kendisine büyü yaptırırsa bizden değildir. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirileni inkâr etmiş olur.» Bezzâr sahih bir isnatla rivayet etmiştir.

Bu hadis-i şeriflerde falcılara, kâhinlere, büyücülere ve benzeri kimselere gitmenin, onlara soru sormanın, onlara inanıp güvenmenin yasaklandığı ve böyle bir davranışta bulunan kimsenin azapla tehdit edildiği ifade edilmektedir.

Bazı hususlarda dürüst olmalarına, kendilerine gelen insanların çokluğuna aldanmak caiz değildir. Bunlar cahildir ve insanların bunlara aldanmamaları gerekir. Zira Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- büyük kötülüğü, büyük tehlikesi ve korkunç sonuçları nedeniyle onlara gitmeyi, onlara soru sormayı ve onlara inanmayı yasaklamıştır. Çünkü onlar facir olan yalancılardır.

Bu hadislerde de kâhin (falcı, müneccim) ve büyücünün küfrüne deliller vardır. Çünkü onlar gaybı bildiklerini iddia ediyorlar; bu küfürdür. Onlar, Allah yerine cinlere ibadet edip onlara kulluk etmedikçe hedeflerine ulaşamazlar. Bu da, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'ya inanmayarak ve O'na şirk koşarak olur. Onların gayb iddialarına inananlar, onlar gibidir. Bu işleri yapan birinden bunları alan (öğrenen) herkesten; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- uzaktır, beridir.

Müslüman bir kimsenin şifa olduğunu iddia edilen şeye boyun eğmesi de caiz değildir. Tılsımları, kurşun dökmeleri ve yaptıkları diğer batıl inançlar gibi. Bu, insanların bir kehaneti ve aldatmacasıdır. Buna razı olan kişi, onların batıl ve küfürlerine yardım etmiş olur.

Hiçbir Müslümanın oğlunun veya yakınının kiminle evleneceğini, eşler ve aileleri arasındaki sevgi ve sadakati, düşmanlık ve ayrılığı ve benzeri şeyleri onlara sormak için onların yanına gitmesi de caiz değildir. Çünkü bu, ancak Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın bildiği gaybtır.

Yöneticilerin, iyiliği emreden kötülükten sakındıran kimselerin, güç ve otorite sahibi diğerlerinin görevi; falcılara, kâhinlere ve benzeri kimselere gitmeyi yasaklamak, çarşıda ve başka yerlerde bu tür şeyler yapanları engellemek, onları şiddetle kınamak ve onlara gidenleri de kınamaktır.

Büyü de böyledir: O, küfür olan haramlardan biridir. Allah -Azze ve Celle- iki melek hakkında şöyle buyurmuştur:

﴿...وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنۡ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحۡنُ فِتۡنَةٞ فَلَا تَكۡفُرۡۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنۡهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَزَوۡجِهِۦۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنۡ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡۚ وَلَقَدۡ عَلِمُواْ لَمَنِ ٱشۡتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقٖۚ وَلَبِئۡسَ مَا شَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ﴾

O ikisi: Biz bir imtihan vesilesiyiz, sakın kâfir olma! demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. O ikisinden karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar kendilerine faydalı olanı değil zararlı olanı öğreniyorlardı. Andolsun onlar, o büyüyü satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Kendilerini sattıkları şeyin ne kadar kötü olduğunu keşke anlasalardı! [Bakara Suresi: 102. Ayet].

Bu ayetler büyünün küfür olduğunu ve sihirbazların kocayı karısından ayırdıklarını göstermektedir. Ayrıca büyünün kendi başına etkili olmadığını, faydalı veya zararlı olmasının bir önemi olmadığını, ancak Allah'ın kevni ve takdiri izniyle etkili olduğunu belirtmiştir. Çünkü iyiliği ve kötülüğü yaratan Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'dır.

Ayrıca bu ayet-i kerime, büyü yapmayı öğrenenlerin yalnızca kendilerine zarar veren ve kendilerine fayda sağlamayan şeyleri öğrendiklerini ve Allah katında onlar için hiçbir halâk, yani: (herhangi bir pay veya hisse) olmadığını belirtir. Bu, bu dünyadaki ve ahiretteki kayıplarının şiddetini ve kendilerini en ucuz fiyata sattıklarını gösteren büyük bir tehdittir. Bu nedenle Allah -Subhânehû ve Teâlâ- onları kınayarak şöyle buyurmuştur:

﴿...وَلَبِئۡسَ مَا شَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ﴾

Ne kadar kötü bir şeyle kendilerini sattıklarını keşke anlasalardı! [Bakara Suresi: 102. Ayet], Şirâ; satın almak, burada satmak demektir.

Zarar büyük olmuştur ve bu ilimleri Müşriklerden miras alan ve bunları zayıf fikirlileri şaşırtmak için kullanan bu iftiracılar için durum daha da vahim hale gelmiştir. Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz. Allah bize yeter ve O, işlerin en iyi vekilidir.

Büyücülerin, kâhinlerin ve diğer tüm şarlatanların kötülüğünden Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'ya sığınır O'ndan esenlik ve emniyet dileriz. Müslümanları onların kötülüklerinden korumasını, insanlar o kimselerin kötülüklerinden ve kötü işlerinden rahat etsinler diye Müslüman yöneticilerin onlara karşı dikkatli olmaları ve Allah'ın hükmünü onlar üzerinde uygulamaları için yönlendirmesini Yüce Allah'tan dileriz. O; cömerttir, şefkatlidir.

Allah -Subhânehû ve Teâlâ- büyü yapılmadan önce büyünün şerrinden korunmak için kullarına neler yapmaları gerektiğini bildirdiği gibi, kullarına olan rahmetinden, onlara olan şefkatinden ve üzerlerindeki nimetini tamamlaması için büyü yapıldıktan sonra da nasıl tedavi olmaları gerektiğini açıklamıştır.

Aşağıda, büyü yapılmadan önce tehlikeden koruyan ve meydana geldikten sonra onu tedavi eden, İslam hukukuna göre caiz olan şeylerin bir açıklaması bulunmaktadır. Bunun açıklaması şöyledir:

Birincisi: Büyünün tehlikesinden önce onu ne korur? Bunlardan en önemlisi ve en faydalısı: Her farz namazdan sonra selamdan sonra -Kur'an-ı Kerim'deki en büyük ayet olan- Âyete-l Kürsî'yi okumak da dahil olmak üzere dualar, sahih olarak gelen sığınma duaları ve sahih dualarla insanın kendini korumasıdır. Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın şu ayetidir:

﴿ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُۚ لَا تَأۡخُذُهُۥ سِنَةٞ وَلَا نَوۡمٞۚ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ مَن ذَا ٱلَّذِي يَشۡفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيۡءٖ مِّنۡ عِلۡمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفۡظُهُمَاۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡعَظِيمُ255﴾

Allah; O'ndan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir hak ilâh olmayandır; Hayy'dır (diridir); Kayyûm'dur. (kendi zâtiyle kâimdir.) O'nu ne bir uyuklama, ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan, O'nun yanında kim şefaat edebilir? Onların önünde ve arkasında olan her şeyi bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun Kürsü'sü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür. [Bakara Suresi: 255] Ve ayrıca okunması gereken zamanlar: Uyumadan önce, sahih bir rivayete göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

«مَنْ قَرَأَ آيَةَ الْكُرْسِيِّ فِي لَيْلَةٍ، لَمْ يَزَلْ عَلَيْهِ مِنَ اللَّهِ حَافِظٌ، وَلَا يَقْرَبُهُ شَيْطَانٌ حَتَّى يُصْبِحَ».

«Kim geceleyin Âyete-l Kürsi'yi okursa Allah onu korur ve sabaha kadar ona Şeytan yaklaşamaz.»

Okuma örnek:

﴿قُلۡ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ1﴾

De ki: O Allah birdir.

﴿قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ1﴾

De ki: Ben, sabahın Rabbine sığınırım.

﴿قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ1﴾

De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. [Nâs Suresi: 1. Ayet], Her farz namazın ardından, sabah namazından sonra günün başlangıcında ve akşam namazından sonra gecenin başlangıcında bu üç sureyi üçer defa okuyun.

Bunlara örnek: Gecenin başlangıcında Bakara Suresi'nin son iki ayetini okumak verilebilir. Bunlar Allah Teâlâ'nın şu buyruğudur:

﴿ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدٖ مِّن رُّسُلِهِۦۚ وَقَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۖ غُفۡرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ285﴾

Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etmiştir, Müminler de! Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etmiş ve Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırmayız. İşittik ve itaat ettik, demişlerdir. Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz, dönüş sanadır. Surenin Sonuna Kadar...

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sahih olarak gelen bir hadiste o şöyle buyurmuştur:

«مَنْ قَرَأَ الآيَتَيْنِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ البَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ».

«Her kim Bakara Suresi'nin son iki ayetini geceleyin okursa ona yeter.» En doğrusunu Allah bilir, anlamı şudur: Her türlü kötülüğe karşı ona yeter. Benzeri bir örnek olarak: Gece ve gündüz, bir binada veya çölde, havada veya denizde herhangi bir yere girerken Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sözüne binaen; «Yarattıklarının şerrinden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım» duasını çokça okumaktır:

«مَن نَزَلَ مَنْزِلًا فَقالَ: أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِن شَرِّ ما خَلَقَ، لَمْ يَضُرَّهُ شَيءٌ حتَّى يَرْتَحِلَ مِن مَنْزِلِهِ ذَلِكَ».

«Her kim bir konaklama yerine iner de şu duayı okursa, oradan ayrılıncaya kadar kendisine hiçbir şey zarar veremez: Allah’ın yarattığı mahlukatın şerrinden, Allah’ın eksiksiz tam kelimelerine sığınırım.»

Bunlara başka bir örnek: Müslümanların günün başlangıcında ve gecenin başlangıcında üç defa yaptıkları bir dua:

«بِسْمِ اللهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيءٌ فِي الأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ، وَهُوَ السَّمِيعُ العَلِيمُ».

Ne yerde, ne gökte adının anılmasıyla hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah'ın ismiyle ki, O Semî ve Alîm'dir.

Zira bu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tarafından sahih olarak tavsiye edilmiş ve her türlü zarardan emin olma sebebi olmuştur.

İkincisi: Büyü meydana geldikten sonra onu tedavi etmek için ne kullanılır? Bu da birkaç şeyle yapılabilir:

Birincisi: Allah'a çokça dua etmek, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'dan zararı gidermesini, sıkıntıyı yok etmesini istemek.

İkincisi: Büyünün bulunduğu arazide, dağda veya başka bir yerde ise yerini bulmaya çalışmakla olur. Büyü yapılan yer bulunursa olduğu yerden çıkarılır ve yok edilirse büyü bozulur. Bu büyü için en faydalı tedavilerden biridir.

Üçüncüsü: Çok sayıda olan meşru dua ve zikirlerle rukye yapmak. O dua ve zikirler çoktur, bazıları şöyledir:

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sabit olarak gelen hadiste şöyle buyurmuştur:

«اللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ، أَذْهِبِ الْبَأْسَ، وَاشْفِ أَنْتَ الشَّافِي، لَا شِفَاءَ إِلَّا شِفَاؤُكَ، شِفَاءً لَا يُغَادِرُ سَقَمًا».

«Allah'ım! Sen insanların Rabbisin! Sıkıntıyı giderensin! Şifa ihsan et. Zira şifa veren sensin. Senden başka şifa verecek olan hiçbir kimse yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın.» Bunu üç defa söyler,

Bunlar arasında: Cebrâîl -aleyhisselâm-'ın Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e okuduğu dua da vardır:

«بِسْمِ اللَّهِ أَرْقِيكَ، مِنْ كُلِّ شَيْءٍ يُؤْذِيكَ، وَمِنْ شَرِّ كُلِّ نَفْسٍ أَوْ عَيْنِ حَاسِدٍ، اللَّهُ يَشْفِيكَ، بِسْمِ اللَّهِ أَرْقِيكَ».

«Allah'ın adıyla sana eziyet veren her şeyden; her kötü nefsin, gözün veya hasetçinin gözünden dolayı sana Allah’ın adıyla okuyorum. Allah sana şifa versin. Allah'ın adıyla sana okuyorum.» Bunu üç defa tekrarlar.

Bunlardan biri de -ki bu, karısıyla cinsel ilişkiye girmekten alıkonulan bir erkek için faydalı bir tedavidir- yeşil sedir ağacının yedi yaprağını alıp, bir taşla veya benzeri bir şeyle ezmek, bir kaba koymak, üzerine yıkamak için yeterli miktarda su dökmek ve üzerine şu duayı okumaktır:

Âyetü'l-Kürsî, ve

﴿قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ1﴾

De ki: Ey kâfirler! [Kâfirûn Suresi: 1. Ayet], ve

﴿قُلۡ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ1﴾

De ki: O Allah birdir. [İhlâs Suresi: 1. Ayet], ve

﴿قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ1﴾

De ki: Ben, sabahın Rabbine sığınırım. [Felak Suresi: 1. Ayet] ve

﴿قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ1﴾

De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. [Nâs Suresi: 1. Ayet],

Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın kelamı olan Â'râf suresindeki büyü ayetleri:

﴿وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَلۡقِ عَصَاكَۖ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ117 فَوَقَعَ ٱلۡحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ118 فَغُلِبُواْ هُنَالِكَ وَٱنقَلَبُواْ صَٰغِرِينَ119﴾

Biz de Mûsâ'ya asanı at diye vahyettik. Birdenbire asâ onların uydurduklarını yuttu.

(Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları şeylerin hepsi boşa çıktı.) 118

(Orada mağlup oldular ve küçük düştüler.) 119 [A'râf Suresi: 117-119. Ayetler],

Yûnus Suresi'ndeki ayetler, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın şu sözleridir:

﴿وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ ٱئۡتُونِي بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٖ79 فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ80 فَلَمَّآ أَلۡقَوۡاْ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئۡتُم بِهِ ٱلسِّحۡرُۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبۡطِلُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصۡلِحُ عَمَلَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ81 وَيُحِقُّ ٱللَّهُ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ82﴾

Firavun ise: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin!" dedi.

(Sihirbazlar gelince Mûsâ onlara: "Atacağınızı atın!" dedi.) 80

(Onlar, atınca Mûsâ: "Yaptığınız şeyler sihirdir. Şüphesiz Allah onları boşa çıkaracaktır. Allah fesat çıkaranların işlerini düzeltmez." dedi.) 81

(Mücrimler hoşlanmasa da Allah sözleriyle hakkı ortaya çıkaracaktır.) 82 [Yûnus Suresi: 79-82 Ayetler],

Tâhâ Suresi'ndeki ayetler:

﴿قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِيَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ65 قَالَ بَلۡ أَلۡقُواْۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِيُّهُمۡ يُخَيَّلُ إِلَيۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ66 فَأَوۡجَسَ فِي نَفۡسِهِۦ خِيفَةٗ مُّوسَىٰ67 قُلۡنَا لَا تَخَفۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡأَعۡلَىٰ68 وَأَلۡقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلۡقَفۡ مَا صَنَعُوٓاْۖ إِنَّمَا صَنَعُواْ كَيۡدُ سَٰحِرٖۖ وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيۡثُ أَتَىٰ69﴾

Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce sen at ya da ilk atan biz olalım.” dediler.

(Hayır! Siz atın!" dedi. Bunun üzerine ipleri ve değnekleri sihirlerinden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi göründü.) 66

(Mûsâ, içten içe bir korkuya kapıldı.) 67

(Korkma! Şüphesiz sen daha üstünsün." dedik.) 68

(Sağ elindekini (âsânı) at!" Onların yaptığını yutsun. Onların yaptıkları ancak bir büyücü hilesidir. Büyücü nerede olursa olsun kesinlikle kurtuluşa eremez.) 69 [Tâ-Hâ Suresi: 65-69Ayetler.].

Zikredilenleri suya okuduktan sonra üç yudum içer, kalanıyla yıkanır, böylece hastalık Allah'ın izniyle geçer. İki veya daha fazla kullanmak gerekirse hastalık geçene kadar bir sakıncası yoktur.

Bu zikirler, dualar ve yöntemler, büyünün ve diğer kötülüklerin şerrinden korunmanın en büyük yollarından biri olduğu gibi, büyü meydana geldikten sonra bu zikir ve dualara samimiyetle, imanla, Allah'a güvenerek, O'na dayanıp itimat ederek ve onun işaret ettiği şeylere gönül rahatlığıyla devam edenler için büyüyü ortadan kaldırmanın da en büyük silahıdır.

İşte büyüden korunmak ve büyüyü tedavi etmek için kullanılan hususların açıklanması kolay kılınan bilgilerdir. Başarıyı ihsan eden Yüce Allah'tır.

İşte burada önemli bir konu karşımıza çıkıyor ki, o da büyücülerin yaptığı, cinlere kurban kesmek veya kurbanlar adamak suretiyle yaklaşmaktır. Bu caiz değildir. Çünkü bu, Şeytan'ın işidir; öyle ki büyük şirk çeşitlerinden biridir. Aynı şekilde kâhinlere, falcılara, büyücülere (şarlatanlara) gidip onların söylediklerinden faydalanarak da tedavi yapılması caiz değildir. Çünkü onlar inanmazlar, onlar yalancı ve ahlaksız insanlardır, gaybı bildiklerini iddia ederler ve insanları aldatırlar. Bu risalenin başında da belirtildiği gibi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara gidilmemesi, gayb ile ilgili soru sorulmaması ve onlara inanılmaması hususunda uyarıda bulunmuştur. Buna dikkat etmek gerekir. Sahih bir rivayete göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- büyü bozma hakkında soru sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

«هِيَ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ».

«Bu Şeytanın işidir.» İmam Ahmed ve Ebû Dâvud sahih bir isnatla rivayet etmişlerdir.

Nüşra: Büyü bozmak demektir. Bir insana yapılan büyünün bozulması anlamına gelir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu sözleriyle kastettiği şey; Cahiliye ehlinin uyguladığı bir yöntem: o yöntem büyücüye gidip büyüyü bozmasını istemek veya başka bir büyücünün yaptığı büyüyü benzer bir büyü ile bozması için büyücüye gitmek.

Çözümünün rukye, meşru dualar ve helal olan ilaçlarla yapılmasında ise yukarıda belirtildiği gibi bir sakınca yoktur. Bunu Allâme İbn Kayyım ve Şeyh Abdurrahman b. Hasan Fethu'l-Mecid'de -Allah'ın rahmeti onların üzerine olsun- söylemişlerdir. Onlardan başka âlimler de bunu söylemişlerdir.

Her türlü kötülükten uzak, dinlerini yaşayarak, dinlerini anlamalarını nasip etmesini ve Allah'ın şeriatına aykırı olan her türlü şeyden uzak olmaları hususta Müslümanları muvaffak kılmasını Yüce Allah'tan isteriz.

Yüce Allah'ın salâtı, selamı Peygamber Efendimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ailesinin ve bütün ashabının üzerine olsun.

 

***


Bu vasiyet, İlmi Araştırma, İfta, Davet ve İrşad Daireleri Genel Başkanlığı tarafından 1402 H. yılında 17 No'lu kitapçıkta yayımlanmıştır.