بَيَانُ كُفْرِ وَضَلَالِ مَنْ زَعَمَ أَنَّهُ يَجُوزُ لِأَحَدٍ الخُرُوجُ مِنْ شَرِيعَةِ مُحَمَّدٍ ﷺ
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Şeriatından Sapmanın Bir Kimseye Helal Olduğunu İddia Eden Küfür ve Dalalet İçinde Olur
لِسَمَاحَةِ الشَّيْخِ العَلَّامَةِ
عَبْدِ العَزِيزِ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ بَازٍ
رَحِمَهُ اللهُ
Yazar: Değerli Şeyh
Abdülazîz b. Abdillâh b. Bâz
بِسْمِ اللهِ الرَّحمَنِ الرَّحِيمِ
On İkinci Risale:
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Şeriatından Sapmanın Bir Kimseye Helal Olduğunu İddia Eden Küfür ve Dalalet İçinde Olur
Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salat ve selam, peygamber ve rasûllerin sonuncusu Peygamber Efendimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ailesinin ve bütün ashabının üzerine olsun.
Bundan sonra: Şarku'l-Evsat Gazetesi'nin 5/6/1415 H. tarihli (5824) sayılı nüshasında, kendisini Abdulfettah el-Hâyik olarak tanıtan birisinin, (el-Fehmü'l Hâtı') Hatalı Anlayış başlığı altında yayımlanmış yazısını okudum.
Makalenin Özeti: İslam dini hakkında zorunluluk, nas ve icma ile bilinenleri inkâr etmesi; Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tüm insanlara olan mesajının genelliği ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i takip etmeyen ve ona itaat etmeyen, Yahudi veya Hristiyan olarak kalanın hak din üzere olduğu iddiasıdır. Sonra, kâfirlere ve isyankârlara işkence etmedeki hikmetine dil uzatarak âlemlerin Rabbi olan Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'ya karşı arsızlık yapmış ve bunu (Allah'ın Yahudi ve Hristiyanlara azap etmesini) abes ile iştigal etmek olarak görmüştür.
Dini metinleri tahrif etmiş, onları kendi yerlerinden başka yerlere koymuş ve kendi hevasına göre yorumlamıştır. Cahillerin; onun sözlerine aldanması, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mesajının evrenselliğini gösteren dini delilleri ve açık metinleri, Peygamber -aleyhisselam-'ı duyup da ona uymayanların küfre gireceği ve Allah'ın İslam'dan başka hiçbir dini kabul etmeyeceği gibi hususlara ve diğer açık metinlere yüz çevirmiştir. Bu yaptığının apaçık küfür, İslam'dan dönmek, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'yı ve Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'i inkâr etmek olduğunu, yazıyı okuyan ilim ve iman ehli herkes bilir.
Yöneticinin üzerine düşen görev; tövbe etmesini istemek ve halis şeriatın gerektirdiği şekilde cezalandırması için onu mahkemeye sevk etmektir.
Allah -Subhânehû ve Teâlâ- Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mesajının evrenselliğini ve tüm insanlık ve tüm ırklar için ona tabi olmanın zorunluluğunu açıkça belirtmiştir. Bu, en az seviyede bilgisi olan bir Müslümanın bilemeyeceği bir şey değildir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنِّي رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيۡكُمۡ جَمِيعًا ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ فَـَٔامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِ ٱلنَّبِيِّ ٱلۡأُمِّيِّ ٱلَّذِي يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَكَلِمَٰتِهِۦ وَٱتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ158﴾
De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben göklerin ve yerin mülkü (ve hakimiyeti) kendisinin olan, kendisinden başka hiçbir (hak) ilah bulunmayan, hem dirilten, hem öldüren, Allah’ın size, hepinize gönderdiği peygamberiyim. O halde Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden ümmî peygamber olan Rasûlüne iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulmuş olasınız.” [A'râf Suresi: 158]. Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
﴿...وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانُ لِأُنذِرَكُم بِهِۦ وَمَنۢ بَلَغَ...﴾
İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. [En'âm Suresi: 19. Ayet] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿قُلۡ إِن كُنتُمۡ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِي يُحۡبِبۡكُمُ ٱللَّهُ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ31﴾
De ki: Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. [Âl-i İmrân Suresi: 31. Ayet]. Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
﴿وَمَن يَبۡتَغِ غَيۡرَ ٱلۡإِسۡلَٰمِ دِينٗا فَلَن يُقۡبَلَ مِنۡهُ وَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ85﴾
Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bu) ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır. [Âl-i İmrân Suresi: 85]. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا كَآفَّةٗ لِّلنَّاسِ بَشِيرٗا وَنَذِيرٗا...﴾
Biz, seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik... [Sebe' Suresi: 28] Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
﴿وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةٗ لِّلۡعَٰلَمِينَ107﴾
(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. [Enbiyâ Suresi: 107] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿...وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡأُمِّيِّـۧنَ ءَأَسۡلَمۡتُمۡۚ فَإِنۡ أَسۡلَمُواْ فَقَدِ ٱهۡتَدَواْۖ وَّإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا عَلَيۡكَ ٱلۡبَلَٰغُۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِٱلۡعِبَادِ﴾
Kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere de de ki: 'Siz de teslim oldunuz mu?' Eğer teslim oldularsa doğru yolu bulmuşlar demektir. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca tebliğdir. Allah kullarını görmektedir. [Âl-i İmrân Suresi: 20. Ayet] Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur:
﴿تَبَارَكَ ٱلَّذِي نَزَّلَ ٱلۡفُرۡقَانَ عَلَىٰ عَبۡدِهِۦ لِيَكُونَ لِلۡعَٰلَمِينَ نَذِيرًا1﴾
Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah ne yücedir. [Furkân Suresi: 1. Ayet]
Buhârî ve Müslim'in Câbir -radıyallahu anh-'tan rivayet ettiklerine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
«أُعْطِيتُ خَمْسًا لَمْ يُعْطَهُنَّ أَحَدٌ قَبْلِي: نُصِرْتُ بِالرُّعْبِ مَسِيرَةَ شَهْرٍ، وَجُعِلَتْ لِيَ الْأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، فَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَدْرَكَتْهُ الصَّلَاةُ، فَلْيُصَلّ، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْمَغَانِمُ، وَلَمْ تُحَلَّ لِأَحَدٍ قَبْلِي، وَأُعْطِيتُ الشَّفَاعَةَ، وَكَانَ النَّبِيُّ يُبْعَثُ إِلَى قَوْمِهِ خَاصَّةً، وَبُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ عَامَّةً».
«Benden önceki Peygamberlerden hiç birisine verilmeyen beş şey bana verildi: Bir aylık yol kadar yerden (düşmanımın kalbine) korku (salmak) ile yardım olundum (desteklendim). Yer(yüzü) bana mescit (namazgâh) ve temiz kılındı. Dolayısıyla her kime namaz vakti gelirse bulunduğu yerde namazını kılsın. Bana ganimetler helal kılındı. Halbuki benden önce hiçbir (peygambere) helal kılınmamıştı. Bana şefaat etme yetkisi verildi. Daha önce her peygamber özellikle kendi kavmine gönderiliyordu. Ben ise bütün insanlara gönderildim.»
Bu, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mesajının tüm insanlığa yönelik evrenselliğini ve kapsamlılığını, önceki bütün şeriatları nesh ettiğini (hükmünü ortadan kaldırdığını) ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e uymayan, ona itaat etmeyen herkesin; Allah'ın cezalandırmasını hak eden kâfir bir günahkâr olduğunu gösteren apaçık bir beyandır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿...وَمَن يَكۡفُرۡ بِهِۦ مِنَ ٱلۡأَحۡزَابِ فَٱلنَّارُ مَوۡعِدُهُۥ...﴾
﴿...Hangi topluluk onu inkâr ederse vadedilen yeri ateştir...﴾ [Hûd Suresi: 17. Ayet] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿...فَلۡيَحۡذَرِ ٱلَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنۡ أَمۡرِهِۦٓ أَن تُصِيبَهُمۡ فِتۡنَةٌ أَوۡ يُصِيبَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ﴾
Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar. [Nûr Suresi: 63. Ayet] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدۡخِلۡهُ نَارًا خَٰلِدٗا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابٞ مُّهِينٞ14﴾
Kim de Allah’a ve Rasûlüne isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı Cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır. [Nisâ Suresi: 14. Ayet] Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
﴿...وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلۡكُفۡرَ بِٱلۡإِيمَٰنِ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ﴾
Kim imanı, küfür ile değiştirirse doğru yoldan sapmış olur. [Bakara Suresi: 108. Ayet] Bu anlamda daha pek çok ayet vardır.
Allah -Subhânehû ve Teâlâ- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaat etmeyi kendisine itaatle bağdaştırmış ve İslam'dan başka bir şeye inananın kaybeden olacağını; ondan hiçbir tövbe, nafile ibadet ve farz ibadetin kabul edilmeyeceğini açıkça belirtmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ 85﴾
Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bu) ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır. [Âl-i İmrân Suresi: 85]. Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
﴿مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ...﴾
Kim, peygambere itaat ederse, şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur. [Nisâ Suresi: 80] Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
﴿قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْ وَإِنْ تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا...﴾
De ki: 'Allah'a itaat edin ve Peygamber'e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz, hidayete erersiniz.' [Nûr Suresi: 54. Ayet] Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
﴿إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُولَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ 6﴾
Hiç şüphesiz kitap ehlinden ve müşriklerden küfre sapanlar, içinde sürekli kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler. İşte onlar, yaratılmışların en kötüleridir. [Beyyine Suresi: 6. Ayet].
Müslim'in Sahih'inde rivayet ettiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
«وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ؛ لَا يَسْمَعُ بِي أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ، يَهُودِيٌّ وَلَا نَصْرَانِيٌّ، ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ؛ إِلَّا كَانَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ».
«Muhammed’in canı elinde olan zata yemin olsun ki; bu ümmetten Yahudi veya Hristiyan herhangi bir kimse beni duyar da, sonra benimle gönderilen dine iman etmeden ölürse, mutlaka Cehennem ashabından olur!»
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam dinine girmeyenlerin dininin geçersizliğini, eylemleri ve sözleriyle gösterdi. Yahudiler ve Hristiyanlarla da savaştı ve kendisine cizye verenlerden cizye aldı. Böylece davetin diğerlerine ulaşmasını engellemesinler ve içlerinden her kim İslam'a girmek isterse, halkının onu geri çevirmesinden, engellemesinden veya öldürmesinden korkmadan İslam'a girebilmeleri için diğer kâfirlerle de savaştı.
Buhârî ve Müslim, Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayetle şöyle demiştir: Biz mescitte bulunduğumuz sırada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- dışarı çıktı ve şöyle buyurdu:
«انْطَلِقُوا إِلَى يَهُودَ، فَخَرَجْنَا مَعَهُ حَتَّى جِئْنَا بَيْتَ الْمِدْرَاسِ، فَقَامَ النَّبِيُّ ﷺ، فَنَادَاهُمْ فَقَالَ :يَا مَعْشَرَ يَهُودَ، أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا، فَقَالُوا: قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ، فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: ذَلِكَ أُرِيدُ، أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا، فَقَالُوا: قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ، فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: ذَلِكَ أُرِيدُ، ثُمَّ قَالَهَا الثَّالِثَةَ...».
«Haydin Yahudilerin yurduna yürüyün!» buyurdu. Bizler onunla birlikte yola çıktık. Nihayet Yahudilerin içinde alimlerinin Tevrat okudukları Beytü'l-Midrâs'a vardık. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ayakta dikilip, onlara seslenerek: «Ey Yahudi topluluğu! İslam dinine girin ki selamette olun!» buyurdu. Bunun üzerine Yahudiler: "Sen tebliğ ettin ya Ebe'l Kâsım" dediler. Ravi dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: «Ben ancak bunu istiyorum, İslam dinine girin ki selamette olun!» dedi. Yahudiler yine: "Sen tebliğ ettin ya Ebe'l-Kasım!" dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara tekrar: «Ben ancak bunu istiyorum.» dedi. Sonra bu sözünü üçüncü kez yine söyledi.» Hadis.
Anlatılmak istenen şudur ki, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Yahudi dinine mensup olanların dinlerini öğrendikleri Beytü'l-Midrâs'a gitmiş, onları İslam'a çağırmış ve onlara: «Ey Yahudi topluluğu! İslam dinine girin ki selamette olun!» demiştir. Bunu onlara tekrar tekrar söylemiştir.
Aynı şekilde: Herakliyus'a onu İslam'a davet eden mektubunu gönderdi ve eğer reddederse, reddetmesi nedeniyle İslam'ı reddedenlerin günahını üstleneceğini bildirdi. Buhârî ve Müslim, Sahih'lerinde Herakliyus'un Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mektubunu getirmelerini istediğini, onu okuduğunu ve içinde şöyle yazdığını rivayet ettiler:
«بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ إِلَى هِرَقْلَ عَظِيمِ الرُّومِ، سَلَامٌ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى، أَمَّا بَعْدُ: فَإِنِّي أَدْعُوكَ بِدِعَايَةِ الْإِسْلَامِ، أَسْلِمْ تَسْلَمْ، وَأَسْلِمْ يُؤْتِكَ اللَّهُ أَجْرَكَ مَرَّتَيْنِ، فَإِنْ تَوَلَّيْتَ، فَإِنَّ عَلَيْكَ إِثْمَ الْأَرِيسِيِّينَ وَ
«Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah'ın elçisi Muhammed'den Rum'un büyüğü Herakliyus'a. Selam hidayete tabi olanlara olsun. Bundan sonra… Seni İslam'a davet ediyorum. İslam'a gir, selameti bul! Allah da ecrini iki kat versin. Yüz çevirirsen, bütün tebaanın günahı üzerine olsun.»
﴿يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ كَلِمَةٖ سَوَآءِۭ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمۡ أَلَّا نَعۡبُدَ إِلَّا ٱللَّهَ وَلَا نُشۡرِكَ بِهِۦ شَيۡـٔٗا وَلَا يَتَّخِذَ بَعۡضُنَا بَعۡضًا أَرۡبَابٗا مِّن دُونِ ٱللَّهِۚ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقُولُواْ ٱشۡهَدُواْ بِأَنَّا مُسۡلِمُونَ64﴾
Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.” [Âl-i İmrân Suresi: 64. Ayet]
Sonra yüz çevirdiler ve İslam'a girmekten kaçındılar. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabıyla birlikte onlarla savaştı ve onlara cizye uyguladı.
Onların yoldan çıkmış olduklarını ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dini ile onların dinlerinin nesh edilmesinden sonra bâtıl bir dine tabi olduklarını teyit etmek için; Allah, Müslümana her gün, her namazda ve her rekâtta Allah'tan kendisini dosdoğru ve kabul edilebilir yola, yani İslam'a yönlendirmesini istemesini, Kendisini gazaba uğrayanların, yani Yahudilerin ve onlar gibi olup, bâtıl üzerinde olduklarını bilip de bâtılda ısrar edenlerin yolundan uzak tutmasını Allah’tan istemesini emretmiştir. Kendisini, sapıklığa düşmüş ve bilgisizce ibadet eden ve kendilerinin hidayet yolunda olduklarını iddia eden, halbuki onlar sapıklık yolunda olanların yolundan uzak tutar. Bunlar; Hristiyanlar ve onlar gibi sapıklık ve cehalet yüzünden ibadet eden diğer milletlerden olanlardır. Bütün bunlar, Müslümanın kesin olarak bilmesi içindir ki, İslam'dan başka her din batıldır ve İslam'dan başka bir şekilde Allah'a ibadet eden herkes sapıktır ve buna inanmayan kimse Müslüman değildir. Bu konuda Kur’an ve sünnetten pek çok delil vardır.
Makalenin yazarı -Abdulfettâh-'ın içtenlikle tövbe etme ve tövbesini duyuran bir makale yazma inisiyatifini alması gerekir. Kim samimi tövbeyle Allah'a tövbe ederse; Allah onu affeder. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyuruyor:
﴿...وَتُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ﴾
Ey Müminler! Kurtuluşa ermek için hep birden Allah’a tevbe edin! [Nûr Suresi: 31. Ayet] Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur:
﴿وَٱلَّذِينَ لَا يَدۡعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ وَلَا يَقۡتُلُونَ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَا يَزۡنُونَۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ يَلۡقَ أَثَامٗا68 يُضَٰعَفۡ لَهُ ٱلۡعَذَابُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَيَخۡلُدۡ فِيهِۦ مُهَانًا69 إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلٗا صَٰلِحٗا فَأُوْلَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمۡ حَسَنَٰتٖۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمٗا70﴾
Onlar ki, Allah ile birlikte başka bir ilâha dua/ibadet etmezler. Hak ile olması dışında, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi de öldürmezler. Zina da etmezler. Kim bunları işlerse cezaları ile karşılaşır.
Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedî kalır.
Ancak tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenler, Allah bunların günahlarını sevaba/iyiliğe çevirir. Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. [Furkân Suresi: 68-70. Ayetler] Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
«الإِسْلَامُ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ، وَالتَّوبَةُ تَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهَا».
«İslâm kendinden önceki günahları siler ve tövbe de kendinden önceki günahları siler.» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü:
«التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبَ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ».
«Günahından tövbe eden, günahı olmayan kimse gibidir.»
Bu anlamda daha pek çok ayetler ve hadisler vardır.
Yüce Allah'tan, bize hakkı hak olarak göstermesini ve ona uymayı nasip etmesini, batılı da batıl olarak göstermesini ve ondan uzak durmayı nasip etmesini, bize yazar Abdul Fettah'a ve bütün Müslümanlara samimi tövbe nasip etmesini, bizi saptırıcı vesveselerden, heva ve Şeytan'a uymaktan korumasını dilerim. Zira O, bunların sahibi ve bunlara kadir olandır.
Allah'ın salat ve selamı Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ailesinin, ashabının ve kıyamete kadar en güzel şekilde onlara uyanların üzerine olsun.
***